Murakami Edebiyatı



Albert Memmi - Sömürgecinin ve Sömürgeleştirilenin Portresi


Albert Memmi, 1920’de sömürge Tunus’unda, anadili Arapça olan Yahudi bir ailede dünyaya geldi. Fransız okullarında eğitim görmüş, çokkültürlü bir kişiliktir. Memmi’nin “Sömürgecinin ve Sömürgeleştirleştirilenin Portresi”ni edindiği bilgiler ve yaptığı araştırmaların ışığında sömürgeciliğin el kitabını yazmış.

Memmi’yi diğer düşünürlerden ayırdığını düşündüğüm, yazarın gerçekçi ve çözüme odaklı düşüncelerini gösterebiliriz. Bu incelemede, kendisinin de açtığı gibi; sömürgeci ve sömürülenin fizyonomisini, onları birbirini bağlayan dramı ele alıyor. Sömürgeci portresinden söz ederken, bu sömürge coğrafyalarında nasıl güç edindiğini, halbuki kendi ülkelerinde bile sıradan bir konumda bulunanların nasıl güçlendiğini irdeliyor. Başlangıçta, yerlilerin sosyal ve ekonomik yaşantısından vicdan azabı duyan bu portreler, sonrasında etiği bir kenara bırakıp, değişimini de ele alıyor.

Kolonyalistler ve yerli Avrupalılar arasındaki dinamiklerin kökünü kazan yazar, sömürülen kişinin kolektif bir bilince sahip oldurtulduğu, tarih sahnesinden çekilen özne konumuna getirildiğini ekliyor. Sanırım kitabın en yenilikçi kısmı, “solcu sömürgeler” idi. Solcu sömürge ideolojilerinin sömürülenlerin tarafında olması bile, sömürge aygıtlarının sömürge coğrafyasını terketmesi durumunda bile, solcu sömürgeleri yanında görmek istemez ve bu yüzden, sömürülenler ilk iş bir “din” şekliyle ülkeyi koruma yoluna gitmektedir. Vaziyet, solcunun yine ihraç edilmesine ve muhafazakar statükonun devamına hizmet eder.

Frantz Fanon’ın “sömürgeci güçlere karşı şiddeti öneren praksisi”, “Steve Biko’nun “Afrikalılar üzerine düşüncelerinden yola çıktığı, siyahların siyah olduğunu kabullenmeye bilinciyle savaşın kazanımı” ve Albert Memmi’nin “sadece sömürülenlerin değil, sömürgecinin de pitoresk tablosunu çıkardığı analizleri” ile sömürgeciliğin bütün düşünceleri bir bir dökülüyor. Memmi şunu söylüyor: “Sömürgecilik sömürgeleştirilene yıkım getirirken, sömürgeciyi de çürütür.”

Henry David Thoreau - Doğal Yaşam ve Başkaldırı

Okuyan ve düşünen herkes, Henry David Thoreau duymuştur. Kendisini çok duymakla beraber, ne yazık ki ilk defa okuyabildim. Çok pişman oldum, niye daha önce yollarımız kesişmediği için üzüldüm. Doğal Yaşam ve Başkaldırı harika bir kitap! Çeviri de gayet hoş.



Büyük bir aktivist olan Henry David, yaşadığı iğrenç hayatın, organik yaşamdan uzak olduğunu düşündüğü için, Walden Gölü'nün kıyısına bir baraka inşa eder ve orada yaşamaya başlar. Elbette, yiyeceklerden giyeceklere kadar ucuzluk söz konusu, çünkü doğal yaşam!

Wilhelm Genazino - Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk

Alman edebiyatından okumayı severim ama, nedense bu aralar kurgu-dışı kitaplar daha çok hoşuma gidiyor. Gerçi hep öyle oldu da, ben sanırım gerçekliğin yedirildiği kurgu roman okumaya çok vakit ayırdım. Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk, beklentisiz okuyun.


Kötü bir kitap değil, asla. Yahut, kitabın ana karakterinin iç sesini daha çok dinlemek isterdim. Maalesef kurgudaki olaylar yüzünden, bolca gıcık olduğum diyaloglara maruz kaldım. Oysaki o güzelim imge ve anlam dolu iç ses, ne de güzeldi oysaki...

 

© Kitaplık Manzaraları Yazarın izni olmadan alıntı yapılamaz. Tüm hakları Kitaplık Manzaları'na aittir.
by Sezer Akın WooThemes